MUSTAFA AYAZ
YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ/VAN

Sandro Botticelli

T.C

YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ

EĞİTİM FAKÜLTESİ

GÜZEL SANATLAR EĞİTİMİ BÖLÜMÜ

RESİM-İŞ ÖĞRETMENLİĞİ PROGRAMI

 

 

 

 

 

SANDRO BOTTİCELLİ

 

 

HAZIRLAYAN

MUSTAFA AYAZ

 

 

 

 

 

VAN-2013

 

 

 

 

 

                                                   İÇİNDEKİLER

 

ÖNSÖZ………………………………………………………………………………………………………………………………………………..1

GİRİŞ…………………………………………………………………………………………………………………………………………………..2

I.BÖLÜM………………………..…………………………………………………………………………………………………………………..3

   I.I. SANDRO BOTTİCELLİ KİMDİR............................................................................................................3

   I.II. GELİŞMELER…………………………………………………………………………………………………………………………..…..4

   I.III. TARZI VE YAŞAM…………………………………………………………………………………………………………………..…..5

II.BÖLÜM………………………………………………………….……………………………………………………………………………….6

    II.I. LA PRIMAVERA (TUVALDEKİ BAŞYAPIT)………………….………………………………………………………………...6

    II.II. MEŞHUR TABLO (VENÜS’ÜN DOĞUŞU)…………………………………………………………………………………….9

        II.II.I. SÜPER UCUBE……………………………………………………..…………………………………………………………….10

III.BÖLÜM……………………………………………….…………………………………………..……………………………………………11

    III.I. USTA SANDRO.………………………………………………………….…………...………………………………………………11

    III.I. ESERLERİ…………………………………………………………………………………………………………………………………11

IV.BÖLÜM………………………………………………………………………………..………………………………………………………14

    IV.I. GEÇ DÖNEM ÜSLUBU VE SON YILLARI..………………………………………………………………………………….14

SONUÇ……………………………………………………………………………………………………………………………………………..15

KAYNAKÇA……………………………………………………………………………………………………………………………………….16

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖNSÖZ

 

Bu araştırma “Sandro Botticelli” hakkında bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır.

Sandro Botticelli’nin kim olduğu, batı sanatına kazandırdıkları Erken Rönesans Döneminin usta ressamının eserlerinide konu almasının yanı sıra “Sanat Eğitimi” verilen Orta öğretim kurumlarına  ve bu konuda bilgi sahibi olmak isteyen sanatsever kişi ve öğrencilere, batı sanat tarihine bir kaynak oluşturmaktır.

Araştırmamı hazırlarken çok değişik sanat kitaplarından, Ansiklopedilerden ve dergilerden yararlandım.

Araştırma hazırlanırken maddi ve manevi desteğiyle her zaman yanımda olan aileme, değerli görüş ve önerileriyle; Sınıf arkadaşım Selim ÖZALP’a, Burçin ELDENİZ’e ve Yrd. Doç. Dr. Ruhi KONAK’a sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

 

 

                                                                          Mustafa AYAZ

                                                                        Van-2013

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                 GİRİŞ

 

Bu çalışmada inceleyeceğimiz konu Sandro Botticelli kimdir? Sandro Botticelli’nin hayatı Erken Rönesans Dönemine olan katkıları ve bu dönemin özellikleri ve sanatçının eserleri konusuna bakacağız. Floransalı ressamın başyapıtlarını tek tek inceleyeceğimiz bu araştırmada sanat görüşünün resimdeki yansımasını “Tuvaldeki Başyapıt” olarak kendi adlandırmamla “La Primavera” adlı İtalyanca ilkbahar anlamına gelen alegorik resmine ilişkin bilgilere yer vermekle birlikte Sandro’nun bilinmeyen yönlerine ve ayrıntı düşkünü sanatçının serüvenine tanıklık edeceğiz.

 Floransa denilince akla ne gelir sorusuna Sandro Botticelli veya Sanat diyebilirim sanırım eşsiz güzellikte bir şehir  ve olabildiğince büyük hayaller kim istemez ki Floransa’da yaşamayı, birçok ressamı barındıran sanata hizmet eden şu an bu yazıyı yazmaya beni sürükleyen şehir; “FLORANSA” 1444 yılında Sandro’nun doğumuyla başlayan ardından 20’li yaşlarda kendini çoktan kabul ettirmiş ve o şehrin baş ressamı olarak kabullendiren deliliğin sınırlarına varan ayrıntı düşkünü Sandro Botticelli’nin ardından “Sistina Capella”’nın üç freskini çizmesi için Roma’ya çağrılışı ve başyapıtlarını ikonolojisi ile birlikte bu araştırmada yer vereceğim.

Bu araştırma, Sandro Botticelli’nin hayatını, eserleini ve Erken Rönesans Dönemini anlatan bir eserdir.

 

 

 

 

 

 

 

G:sandro resim arşiviSandro Botticelli 4.jpgI.BÖLÜM

I.I SANDRO BOTTİCELLİ KİMDİR

Asıl adı ALLESANDRO DI MARİANO FİLİPEPİ (d. 1445, Floransa – ö. 17 Mayıs 1510, Floransa), Erken Rönesans  Dönemi  ressamı. “İlkbahar” (1477-78) ve “Venüs’ün Doğuşu”(y. 1485) adlı tablolarıyla Rönesans ruhunu çağdaş insana ulaştırdığı kabul edilir.[1]Genç  yaşta Fra Filippo Lippi’nin yanına girerek resim,desen ve geometri öğrendi.ilk yapıtlarından olan Güç, Judıth  ve Holofernes’de(1472, Floransa, Uffuzi  Galerisinde) Lippi’nin  ve Lippi’den sonra yanlarında çalıştığı Antonio Pollaiolo ve Verrocchio’nun etkileri görülür.[2] İtalyan ressam desenci  ve gravürcüdür. Çok küçük yaşta bir kuyumcunun yanında çalışmaya başladı.[3]

                     Foto: 1(Kendi Oto portresi)

Erken Dönemi  Botticelli’nin yaşamına ilişkin güvenilir bilgiler çok azdır. Belgelerde 13 gibi “ileri” bir yaşta hâlâ okula gitmekte olduğu yazılıdır. İtalyan Rönesans sanatçılarının yaşam öykülerini yazan Giorgio Vasari’de ,önce bir kuyumcu yanında çalıştığını belirtir. Botticelli’nin daha sonra ressam  Fra Fillippo lippi’ye çıraklık ettiği ise kesindir.

İlk dönem yapıtlarının bir bölümünün zaman zaman Lippi’nin ya da onun okulundan başka ressamların elinden çıktığı düşünülmüştür; bunlardan birçoğunun gerçek ressamının kim olduğu hâlâ tartışma konusudur. Floransa resminin büyük ustası Masaccio’nun anıtsal ve genelleştirici yaklaşımına daha yumuşak ve sıcak yorum getiren  Lippi, bunu öğrencisi Botticelli’ye aktarmıştır.[4] 1470 yıllarında daha ilk tablolarıyla büyük ün kazanmıştır. Özellikle Kahinlerin Tapınması (Uffuzi) ve Madonna(Louvre Müzesi) bunlar arasında sayılabilir.

                      Foto 2 (Kahinlerin Tapınması-1470)

I.II GELİŞMELER

1491 yılında tanıştığı Savonarola’nın vaazlarından büyük ölçüde etkilendi. Son yapıtlarında bu vaazların yarattığı çelişkilerin etkileri görülür. Pietta (1498,Münihpinakothek’i), Çarmıh’a Geriliş(Cambridge, ABD),İsa’nın Doğumu(1500,Londra) bu eserler arasında sayılabilir.

Ayrıca yoğun anlatım gücü ve güçlü desenlerle ilahi komedya’yı resmetmiştir. [5] 1481’de birkaç ressamla birlikte  Sistina Capella’nın süslemesi için Roma’ya çağrıldı; burada İsa ve Musa’nın yaşamlarını canlandıran ayrıntı zenginliğiyle ünllü resimlerini yaptı.Daha sonra Floransa’da Medici ailesinin koruması altında sanat çalışmalarını sürdürdü.[6]Bu şehirde Medici’ler için, hümanizmaya olan bağlılığını şiir dolu alegorilerle ortaya koyduğu bir dizi mitolojik tablo yaptı. (La primavera [ilkbahar], 1478; Venüs’ün Doğuşu [1485], Uffuzi) Ayrıca kiliseler, dernekler ve bazı kimseler için dini konulu birçok eser yarattı.[7]

       

                                             

I.III. TARZI VE YAŞAMI

 

Rönesans resim sanatının gelişmesinde Botticelli’nin büyük payı vardır .Kendisini deliliğe yakın bir noktaya kadar götüren kaygısı, sanatına, sinirli, şiddetli ve ince bir yön, şekillerine ise dans eder gibi uçucu görünüşler verdi.Botticelli böylece gerçekçi resme hareket ilkesini kazandırdı.Öte yandan hastalık derecesine varan zerafet  duygusu, eserlerine, kendisine has şiir dolu bir hava verir.Gerek seçtiği konularda, gerekse renk uyumunda tabiata özenmekten çok kendi duyuş tarzını canlandırmayaçalıştı. Botticelli bu bakımdan Rönesans’ın ilk bölümünü kapayarak (Floransa devri) sanatta bireyciliğin zaferini müjdeler.[8]Floransa resminin büyük ustası Massacio’nun  anıtsal ve genelleştirici yaklaşımına daha yumuşak ve sıcak bir yorum getiren Lippi, bunu öğrencisi Botticelli’ye aktarmıştır. Botticelli’nin öğrendiği bu üslup, Massaccio’nun ışık ve gölge kullanımından izler taşımakla birlikte,ayrıntıya daha çok önem verir ve daha yumuşak duygular uyandırır.

 

O, gerçekçi resme hareket ilkesini kazandırdı. Seçtiği konularda ve renk uyumunda, doğaya özenmekten çok kendi duyuş tarzını canlandırmaya önem verdi.[9]Botticelli’nin ilk resimlerinde Floransalı çağdaşı Andrea Del Verrocchio’nun etkileri görülür. 1470’te kendi atölyesini açan Botticelli aynı yıl Arte Di Mercanzia salonu için metanet (Uffuzi Galerisi, Floransa) adlı resmi, Ocak 1474’te de Aziz Sebastianus’u yaptı. Bu tarihten sonraki resimlerinde, yumuşak buğulu gölgelerin aydınlattığı üç boyutlu figürden, sürekli ve ritmik bir dış çizgi ile sınırlanmış, alçak kabartmayı andıran, parlak ve sabit bir ışıkla aydınlatılmış figüre doğru düzenli bir gelişme izlenir. Bu bağlam içinde Aziz Sebastianus Botticelli’nin sonraki üslubuna doğru atılmış bir ilk adım gibidir.

Mesleğinde doruğa ulaşması, “İlkbahar” Botticelli’nin gelişimindeki bir sonraki evreyi “Venüs’ün Doğuşu” ise bu evrenin doruk noktasını temsil eder. Her iki resimde Lorenzo Di Pierfrancesco’de Medici’nin Castello’daki villası için yapılmıştır ve bugün Floransadaki Uffuzi galerisinde bulunmaktadır.[10]“İlkbahar”’ın yaratılmasında, doğal ayrıntıların canlı renkler ve gerçekçi bir anlamla işlendiği geç 14. yy. Gotik üslubun (Uluslarası  Gotik) payı tartışılmalıdır. Ama bu üslup yumuşatılmış ve Botticelli’nin yeni ulaştığı antik sanat anlayışına uygun olarak biçimlendirilmiştir. “Metanet”, “İlkbahar” ve “Venüs’ün Doğuşu” Botticelli’nin en ünlü ve gerek 16. Yy ’da Vassari’nin “İncelik” olarak nitelendirdiği, gerek İngiliz eleştirmen John Ruskin ile onu izleyen 20. Yy sanat tarhçilerinin “çizgisel ritim” olarak tanımladıkları nitelikleri en iyi yansıtan yapıtlarıdır. 1481 yazından 1482 ilkbaharına değin Botticelli, Papa 4. Sıxtus’un davetlisi olarak Roma’da kaldı. Bu kentte bazı Papa portreleri ve Sistina Capella’nın duvarındaki büyük fresklerden üçünü yapmak üzere çağırılmıştı. Bu sonuncu göreve Perrogino,  Ghirlandajo, Casimo Roselli, Signorelli,Pinturicchio ve Piero di Casimo gibi seçkin ressamlar da katılıyordu.[11]

II. BÖLÜM

II.I. LA PRİMAVERA (TAVALDEKİ BAŞYAPIT)

La_Primavera,_Sandro_Botticelli

                                                                    Foto 3(La Primavera)

Botticelli’nin hem dönemi hem de tüm Rönesans çağı için bir simge olabilecek nitelikteki yapıtı “İlkbahar Alegorisi” 1478 tarihli olup, ressamın sanat anlayışını ve kişiliğini çok güzel bir şekilde belirtmektedir.

Botticelli’nin bu çizimdeki amacı oldukça benzer bir figür üslubuna sahip olan 1482’nin geniş ve karşıklık içerisindeki duygusal alegorisidir.[12]

Floransa’da Dük Cosimo’nun villası için yapıldığını bildiğimiz bu tablonun üçgen bir kuruluş şemasına göre oluşturulduğu açıktır. Yapıtın odağını oluşturan Venüs, tüm kuruluş şemasını belirleyen bu üçgenin üzerinden geçen, tablonun ana ekseninde yer almaktadır. Aşk okları atan Amor ise, bu üçgen in tam üst birleşme noktasında bulunarak, tüm şemanın kilidini oluşturmaktadır. Venüs’ün üzerinden geçen eksenle ikiye ayrılan kuruluş şemasının içinde yer alan figürler, tabiatın çiçek açmış görünümüyle, arka plandaki ağaçların sınırını tayin ettiği tir mekan içinde yer almıştır.[13]

Sağda üçlü bir gurupla karşılaşılmaktadır. Burada Batı rüzgârı lt pnyros, şeffaf elbiseli Flora (Khloris)’yı kucaklamakta ve ona sahip olmaktadır. Bu birleşmeden sonra Çiçek ve Bahar Tanrıçası Flora tabiatın çiçek açmış örtüsüne bürünmekte ve böylece ilkbahar mevsimi başlamış olmaktadır.

Solda ise şeffaf elbiselere sarınmış üçlü bir gurup bulunmaktadır. Bunlar yunan mitolojisinin Kharitleri’dir. Bu üç güzelin en genci Anglaie’dir ve parlaklığı simgeler. Euphroyne, sevinç ve neşeyi; Thalia ise çiçeklenmeyi temsil eder. Bu üç güzel tanrıça, tanrıların ve insanların yüreğine sevinç ve neşe vererek, güzelliği, ışıltıyı ve parlaklığı dile getirirler. Kharitler’in hemen yanında da sahnenin sol kenarında kanatlı sandaletleriyle teşhis edilen Merkür (Hermes) dikkati çekmektedir.

Botticelli’nin bu kompozisyonda ilkbahar alegorisiyle birlikte Venüs’ün yaşadığı çevreyi ve bu mitolojik kurguyu görselleştirmesinin altında yatan sebep aslında sanatçının yapıtın işlevine ve iletilmek istenen mesaja uygun nitelikte bir şema arayışı içinde olmasıdır.

Kompozisyonda Botticelli’yi Floransalı çağdaşlarından ayıran belli başlı niteliklerle karşılaşmaktayız. Çizgisel ve yüzeysel bir anlayışta kompozisyonda birlik ve bütünlük sağlanmıştır. Çizgilerdeki incelik, zarafet ve uyum dikkati çekmektedir. Çok-figürlü tasvir tarzına rağmen grafik düzende bir dengesizliğe meydan verilmemiş olup, biçim ile içerik tam anlamıyla kaynaşmıştır.
İkonoloji: Tablonun ana merkezi ve ekseni üzerinde bulunan Venüs, konunun temelini tayin etmektedir. Venüs’ten sonra en dikkat çekici öğe olan Amor, tablonun üçgen kuruluş şemasının kesişim noktasında ve en üstte yer alarak, yapıtın içeriği ve ana fikrine de ışık tutmaktadır. Hümanist duyumun tüm noktalarına işlediği yapıt, tamamen insani ve din-dışı görüntüsü altında üstün değerler taşıyan estetik bir işleve sahip olmuştur.

Işık Tanrıçası olarak, aşk ve güzelliklere hükmeden Venüs aynı zamanda tüm tabiatın, yerin bereketinin ve her şeyden önce de ilkbaharın hâkimidir. Bu durum Tanrıçanın konumu ve el hareketleriyle tayin edilirken, başındaki taç da hâkim konumunu iyice etkin bir biçimde ön plana çıkartmaktadır. Venüs’ün giyimi oluşu da önemli bir özellik olarak dikkat çekerken, saflıkla ilintili beyaz elbise üzerinde bulunan pelerinin yeşil ve kırmızı renklere sahip olması rastlantı değildir. Yaşam ve aşk kavramlarıyla bağıntılı olan tanrıçanın bu yönünün görsel bir ifadesi olarak tabloya ressamın koyduğu açıklayıcı bir nitelik göstermektedir. Bu durumun ışığında ucu ateşli ok atmakta olan Amor’un durumu da açıklık kazanmaktadır. Yapıtın temelini teşkil eden kavramın aşk olduğu bellidir.

Sağ tarafta bulunan Batı Rüzgârı Zephyros’un yeşil olarak gösterilmesi de yaşam ve kaynak oluşuyla, meyveleri olgunlaştıran bu mitolojik figürün yaşamsal niteliğine ışık tutmaktadır. Zephyros’un eşi olan Çiçek Tanrıçası Flora ve ilkbaharı temsil eden Horai, Eirene’nin barış olgusu kadar, bitkilerin tanrıçası olması da tamamen doğa ve doğal ortamda var olan yeşerme ve hayat bulma olgusunun bu gurubu n temel niteliği olduğunu göstermektedir. Venüs’e bağlı olarak hareket eden Horailer gibi, sol tarafta yer alan Kharitler de aynı tanrıçaya tabidir. Homler’in mevsimleri idare etmesine karşılık Kharitler de ilkbaharın güzelliğini temsil eder ve neşe doldururlar. Güzellik, zarafet ve lütuf gibi kavramlarla ilişkili olarak üç güzeller adını alan bu üçlü gurubun içinde bulunan Thalia’nın bitkileri yetiştirmesi özelliği olması da ilginç bir husustur. Bu noktada diğer guruba bağlanmalı özelliktedir. Estetik güzellik olgusuyla diğer gurubun doğallığı temsil eden oluşumundan farklı nitelik göstermektedir, Üç güzelin entelektüel enerji, eğitim ve fügarlık gibi kavramlara işaret eden Merkür’ ün yanında yer almasıyla doğasaldan sıyrılarak zihni ve kültürel bir nitelik kazanmış olduğu gözden kaçmamaktadır. Elindeki kılıçla -tipik özelliği olan- sözün gücü olgusu pekiştirilen Merkür’ün perileri de aşk kavramına işaret eder niteliktedir. Böylece bu gurubun ana oluşunun -Neo- Platonist düşüncenin yoğun etkisini taşıyan bir yaklaşımla – diğer gurubun doğallığından sıyrıldığı ve söze dayalı oluşumuyla ruhsal bir boyut Kazandığı anlaşılmaktadır. Doğal ve Ruhsal -Platonik- Aşk ve güzellik aynı yapıta yön vermektedir.

Venüs’ün bahçesi olan ağaçlıkta Merkür’ün kopardığı elma bir yandan mitolojide yer alan Paris’in Seçimini hatırlatırken, bir yandan da Venüs’ü temsil eden meyvelerden biri olarak, Hıristiyan kavramlarını da akla getirmektedir. Kötülüğe sapmaktan ve dünyevi aşktan uzak durmaya işaret eden niteliğiyle bu meyve, mitolojik olayda da elmayı Paris’e veren Merkür’ün kişiliğinde tabloya yansıtmaktadır. Bu durumuyla yapıta, özgün Rönesans düşüncesinde kazanmış olduğu farklı ve kompleks bir anlam boyutu katmaktadır. Şafakla ilgisi bilinen Merkür’ün doğuyla olan ilgisi, Batı rüzgârı olması nedeniyle Batıyı temsil eden Zephyros’tan farklılaşmakla birlikte yaşam ortamı açısından bir bütünleşme göstermektedir. Ve­nüs’ün sağı Doğu, solu ise Batı ile ilgili olarak bir yaşam mekanı oluşturmaktadır.

Tüm bu oluşumların tanıklığında, sükûn ve aşkla birlikte bitkilerin yeşermesi ve neşenin her tarafı doldurmasıyla temsil edilen ilkbahar Alegorisi olarak görülen bu sahnenin esasında ard anlamları da bulunduğu anlaşılmaktadır. Doğal ve ruhsal / zihinsel ayrışımının çok belirgin olduğu sahne düzeni, erdem ve şehvet gibi ikili bir niteliğe sahip olan Venüs’ün dual betimlemesine yönelik olan imgelemlere de sahip oluşumu içinde, tanrıçanın olumlu niteliğiyle güzellik ve doğurganlık olgusuna yönelik bir kuruluş göstermektedir. En üstteki Amor’un mevcudiyetinin de kesinleştirdiği gibi, bu ilkbahar temasının aslında Aşkın Zaferi’yle bütünleştirildiği anlaşılmaktadır. Dinsel bir niteliğe bürünerek, bir ölçüde kutsiyet de kazanan aşk kavramı Rönesans’a has bir niteliğe bürünmüştür. Doğa ve insan olgusuna duyulan ilgi kendini gösterdiği gibi, güven ve iyimserlik de yapıtı tam anlamıyla sarmıştır.

Rönesans düşüncesinin belki de en güzel ifadesi olan bu yar.l, yaşamın tazeliğini ve mutluluğunu hissetmeye başlayan Floransa burjuvazisinin yaşam sevincini de temsil etmektedir. Aynı duyum Botticelli’nin “Venüs’ün Doğuşu” adlı yapıtı için de geçerlidir. Her iki tablonun da yapılmış olduğu ortam, Floransa’da Cosimo ve Lorenzo Medici’nin (1434 -1492) oligarşik yönetimlerine sahne olan süreç içinde kalmaktadır. Lorenzo Medici’nin görkemli günlerinde yapılan tablo, Floransa’ nın göz alıcı sanat ve kültür yaratılarına ve sanatçılara hamilik yaparak, önemli başarılara sahne olduğu, hümanist düşüncenin doruğuna ulaştığı ve göz alıcı bir entelektüel ortama sahip olduğu zamanı temsil etmektedir. İlkbahar Alegorisi aynı zamanda bu çevre ve içinde oluşan fikirlerin de yansımasıdır.

İlkbahar Alegorisi ve Aşkın Zaferi gibi temalar ve bunların ardında yer alan Evlilik ve Evliliğin Kutsiyeti, Ortaçağın metafizik nitelikli insanüstü dinsel ve ilahi oluşumuyla, inanca dayalı bir değer taşıyan aşkından farklı bir boyuta sahiptir. Pagan dünyayla bütünleşen konu, tüm insanüstü niteliklerine ve sembolik gücüne rağmen, ilahi Aşk’ın değişimine neden oluşturmaktadır. İlahı Aşk doğallaşmış ve doğayla bütünleşerek insanı bir boyut kazanmıştır. Aşkın Zaferi tüm doğallığıyla ve iç dini yönlendirmeleriyle bu durumu insana aktarmakta ve tüm alegorik kuruluşuna rağmen pagan dünyanın tanrıları ardına gizlenen Rönesans insanı yapıttaki insanı boyutla bütünleşmektedir. Doğanın ve yaşamın canlanması olan ilkbahar, tüm güzelliği ve bereketiyle insani bir nitelik kazanmakta ve Amor’un varlığıyla da doğayla bütünleşen güzellik, cazibe ve lütfu, bereketle birleştiren, kadınsı bir niteliğe bürünerek yepyeni bir aşk anlayışını geçerli kılmaktadır. Gerçekçi olmaktan çok, felsefi bir nitelik gösteren bu aşk kavramı, Neo-Platonist düşüncenin tipik bir etkileşim unsuru olarak, Rönesans dünyasında geçerlik kazanmış bulunan güzellik ve bir ilgi odağı olan kadın ve kadınsı duyumu da tümüyle yansıtmaktadır.Tüm kompleks oluşumuyla bu tablonun Rönesans Dönemi boyunca sürecek ve yoğun ilgi görecek bir tema olan Aşkın Zaferi ve bu temaya bağIı olarak Ruhsal ve Dünyevi Aşk, iffet ve şehvet konulu yapıtların da öncü örneklerinden biri ve belki de en önemlisi olduğu anlaşılmaktadır. Aşkın, ilkbahar Alegorisi ardına gizlenmiş tazeliği ve yaşamın yeniden can bulmasıyla birleşen felsefi yorumu, güzelliği entelektüel boyutta temsil eden gurup ve bereketi doğal oluşumuyla yansıtan diğer gurup arasına yerleştirilen Venüs ve Amor’da ulaştığı nitelikle maddi ve manevi açıdan birleşmektedir.[14]

II.II O Meşhur Tablo (Venüs’ün Doğuşu)

Roma'da, Sistin Şapeli'nde freskler yaparak kısa bir süre geçirdikten sonra Botticelli klasizm yüzünden zıvanadan çıkmış Floransa'ya geri döndü. (Klasisizmin temel öğeleri kendi içinde soyluluk, akılcılık, uyum, açıklık, sınırlılık, evrensellik, idealizm, denge, ölçülülük, güzellik, görkemliliktir. Yani bir eserin klasik sayılabilmesi için bu özellikleri barındırması gerekmektedir.) Floransalılar Eflatun'a mumlar yakıyor ve samimiyetle ruhtan söz ediyorlardı. Botticelli, "mitolojilerini", İlkbahar (Primavera) ve Venüs'ün Doğuşu'nun (The Birth of Venus) dahil olduğu resimlerini işte bu atmosfer içinde tamamladı. Üslupları garip bir karışımdır: Figürler klasik tanrılar ve tanrıçaları temsil etse de, sahneler has Rönesans icatlarıdır.

http://3.bp.blogspot.com/-o9k1_s9JrPE/Tk-sK5V8xQI/AAAAAAAAAl0/AfsxaV-eZnQ/s400/stablo3.jpg

 

Foto 4 (Venüs'ün Doğuşu)

 

Venüs’ün Doğuşu tablosu mitolojik bir konuyu (foto 4) lirik, şiirimsi duygular yaratan renk ve çizgilerle, çok ince bir şekilde dile getirmektedir.[15]

Venüs'ün Doğuşu'nda aşk tanrıçası denizin köpüğünden henüz doğmuş olarak bir deniz kabuğuna tünemiştir. Felsefi bir yorumla Venüs güzelliği canlandırır, güzellik de hakikat olduğuna göre, eser hakikatin dünyaya girişinin alegorisidir. Ya da doğrudan doğruya aşkın kutsanışıdır ve kadın güzelliğine saygı sunuşudur. Sizce hangisi?

 


II.II.I Süper Ucube

Venüs'ün Doğuşu'nda yüzünün güzelliği dikkatimizi orantısız bedeninden uzaklaştırmayı başarıyor. Gelin hep beraber inceleyelim...

     http://4.bp.blogspot.com/-Dv5l5yRay0A/Tk-t7ZvfQyI/AAAAAAAAAl4/ctz8xWezZDk/s320/stablo4.bmp

 

Foto 5

Vücudunda kürek kemiği ve göğüs kafesi yok, sol kolu da
 tuhaf bir şekilde yana sarkmış durumda.
Göğüsleri fazla yuvarlak ve vücuduna göre çok küçük...

 

 

 

http://3.bp.blogspot.com/-l8xXO0It3xk/Tk-uwBYHkAI/AAAAAAAAAl8/YZgpMncoxOc/s1600/stablo5.bmp

Foto 6

Göbek deliği karnında çok yükseğe yerleştirilmiş.

 

http://4.bp.blogspot.com/-ssiXM5O3_JU/Tk-vL5Bl2CI/AAAAAAAAAmA/6vrzn33gv4U/s320/stablo6.bmp

Foto 7

Ağırlığı sol kalçasına öyle bir kaydırılmış ki,
okyanusa düştü düşecek gibi görünüyor.

Ama bu hatalar hiçbir şekilde resmin değerini azaltmıyor. Botticelli, her zaman zarafeti, biçimin gerçekçi resmedilmesinden üstün tutmuş ve Venüs'ün boynu garip bir şekilde uzun olsa bile, gene de inkar edilmez bir güzellikte.[16]

                                                                      III.BÖLÜM

III.I. USTA SANDRO

Botticelli Ekim 1482’de Perrugino ve Ghirlandajo ile birlikte Floransa’ya döndü. 1483’te Giannozzo Pucci ile Lucreziabini’nin evliliği dolasıyla ısmarlanan iki çeyiz sandığına ait dört panonun resimlerinin taslaklarını çizdi ve yapılışlarını denetledi. Ayrıca gene aynı yıllarda Perrugino, Ghirlandajo, Filippini Lippi ile birlikte Lorenzo De Medicinin (Muhteşem) Voltera yakınındaki Spadaleto villası için önemli bir dizi fresk üzerinde çalıştı. 1480’lerde Floransa’daki birçok şapel ve kilisede freskler ve resimler yaptı.1491’De Botticelli, Floransa Katedralinin ön cephesine uygulanacak tasarımı seçecek kurulu üye oldu. 1494’te kardeşi Simone ile birlikte San Frediano Kapısı yakınında bir ev ve birazda toprak satın aldı. 1496 yazında San Frediano’da Sta. Maria Di Monticelli Manastırında bir “Aziz Francesco” resmi yaptı, 1497 ise yardımcıları ile birlikte Lorenzo Di Pierfrancesco’nun Castello’daki villasının dekorasyonuna başladı.[17]

 

 

 

 

III.II. ESERLERİ

 


                                                         FOTO 8

 (Cocuklu Meryem 1483 Pano 58x40cm. Poldo-Pezzoli Muzesi Milan)

                                                               FOTO 9

         (Venus ve Mars 1483 Agac Uzeri Tempera 69x173cm Ulusal Galeri Londra)

                                                  Foto 10

 (Ruhsal Buyume 1501 Tuval 108x75cm Ulusal Galeri Londra)

                                          Foto 11

(Pallas ve Cetaur 1482 Canvas 207x148cm Degli Uffizi Galerisi Floransa)

                                                               IV.BÖLÜM

IV.I GEÇ DÖNEM ÜSLUBU VE SON YILLARI

Botticelli’nin geç dönem üslubunu( yani 15. Yy’ın son on yılı ile 16. Yy’ın ilk on yılında yaptığı resimleri) tanımlamak ve gelişimini izlemek oldukça güçtür. Bunun bir nedeni kesin tarihin azlığı, dolayısıyla da referans noktalarının eksikliğidir. 1490’ların başında Botticelliölçek ve düşüncede, onu yüksek Rönesans üslübuna çok yakınlaştıran bir anıtsallığa ulaşmıştır.[18]

 

 

 

                                                                  SONUÇ

 

Sandro Botticelli’nin Floransa’da başlaya macerasını ve 20’li yaşlarda kendini oranın başressamı olarak kabullendiren genç ressamın hayatına dair ayrıntılar ve eselerleini ele aldım.

Özellikle tuvaldeki başyapıt olarak adlandırdığım “La Primavera” (Uffuzi, Floransa) adlı çalışmanın üzerinde durdum. Zira ayrıntı düşkünü Sandro’nun üzerinde durduğu bu çalışma görsel meditasyon olarak bir ahenk içerisinde dikkat çekicidir.

Bu eserde Sandro Botticelli’nin hayatı ve eserlerini anlatmaya çalıştım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

KINAY Cahid, Sanat Tarihi, Gaye Filmcilik, Matbacılık Kültür Bakanlığı, Ankara, 1993, s.975

BELL Julian, Sanatın Yeni Tarihi, Ntv Yayınları, İstanbul, 2009, s.170-172

 

AKİŞT Niyazi, Tarih Ansiklopedisi, Serhat Dağtıtım Yayınevi, Lale Ciltevi, 1 C, 1984, s.191

 

Bahar BÜYÜKGENÇ, “PETER  WEISS’IN “DİRENMENİN ESTETİĞİ” ROMANI ÜZERİNE BİR GÖRSEL OKUMA KILAVUZU”(Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Yrd. Doç. Mustafa OKAN, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı, Adana 2007) s.107-110

 

Ana Britanica Genel Kültür Ansiklopedisi, 4 C, Ana Yayınları, İstanbul,1992, s.19

Meydan Larouse,2 C, Meydan Yayınevi, Ankara, 1998, s.327

 

Grolıer Internatıonal Amerıcana Encyclopedia, 3 C, Sabah Yayınları, İstanbul, 1993, s.332

 

Büyük Ansiklopedi, 3 C, Milliyet Yayınları, 1990, İstanbul, s.875

 

Dıctıonnaıre Larousse Ansiklopedik Sözlük,1  C,Milliyet Yayınları,İstanbul,1994, s.414

 

Ünlü Kişiler Sözlüğü, 3 C, Gelişim Yayınları, İstanbul 1997, s.138

 

http://kontrast9.blogspot.com/2011/08/kack-sanat-tarihi-2-sandro-botticelli.html(Erişim Tarihi:31.01.2013-01:25)

http://www.ercatolye.com/sandro-botticelli-hayati-ve-eserleri.htm (Erişim Tarihi: 30.01.2013-00:27)

 

 



[1] Ana Britanica Genel Kültür Ansiklopedisi, 4 C., Ana Yayınları, İstanbul 1992, s.19

 

[3] Ünlü Kişiler Sözlüğü, 3 C, Gelişim Yayınları, İstanbul 1997, s.138

[4] Ana Britanica Genel Kültür Ansiklopedisi, 4 C, Ana Yayınları, İstanbul,1992, s.19

[5] Bahar BÜYÜKGENÇ, “PETER  WEISS’IN “DİRENMENİN ESTETİĞİ” ROMANI ÜZERİNE BİR GÖRSEL OKUMA KILAVUZU”(Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Yrd. Doç. Mustafa OKAN, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı, Adana 2007) s.107-110

[6] Dıctıonnaıre Larousse Ansiklopedik Sözlük,1  C,Milliyet Yayınları,İstanbul,1994, s.414

[7] Meydan Larouse,2 C, Meydan Yayınevi, Ankara, 1998, s.327

[8] Meydan Larouse,2 C, Meydan Yayınevi, Ankara, 1998, s.327

[9] Tarih Ansiklopedisi, Niyazi AKŞİT, Serhat Dağtıtım Yayınevi, Lale Ciltevi, 1 C, 1984, s.191

[10] Grolıer Internatıonal Amerıcana Encyclopedia, 3 C, Sabah Yayınları, İstanbul, 1993, s.332

[11] Ana Britanica Genel Kültür Ansiklopedisi, 4 C, Ana Yayınları, İstanbul,1992, s.19

[12] Sanatın Yeni Tarihi, Julian Bell, Ntv Yayınları, İstanbul, 2009, s.170-172

[13] Büyük Ansiklopedi, 3 C, Milliyet Yayınları, 1990, İstanbul, s.875

[15] Sanat Tarihi, Cahid KINAY, Gaye Filmcilik, Matbacılık Kültür Bakanlığı, Ankara, 1993, s.975

[17] Ana Britanica Genel Kültür Ansiklopedisi, 4 C, Ana Yayınları, İstanbul,1992, s.19

[18] Ana Britanica Genel Kültür Ansiklopedisi, 4 C, Ana Yayınları, İstanbul,1992, s.19


SİPARİŞ YERLERİ

MUSTAFA AYAZ

AYDIN PERİHAN AVM 2. KAT ATTİS HEDİYELİK'TE HİZMETİNİZDEYİZ

TUANA CAFE'DE SİPARİŞLERİNİZ ALINIR.

VAN/ TÜRKİYE TEL:05535310659

Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol